42- Atilla ERDEN

ATİLLA ERDEN                 Atilla    Erden
                
Horasan’dan Dersim’e gelen “Uç beylik”in. Dersim’de Haroğlu adıyla anıldıkları söyle­nir. Erden’in babası öğretmendir. Bu nedenle, görevi gereği  Anadolu’nun değişik kentlerini do­laşır. İlk taşındıkları kent Harput.
               Erden, 1943 Ardanuç doğumlu. İlk öğrenimine Balıkesir’de başladı. Öğrenimine değişik yerlerde devam etti.
               Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Antropoloji Etnoloji Bölümü’nü 1967 yılında bitirdi. Burhaniye köylerinde konut kültürü üze­rine doktora tezini hazırladı. Anadolu’nun etnik ve kültürel yapısı, halk sanatları ve mimarisiyle ilgili çalışmalar yaptı. Bununla ilgili binlerce köy dolaştı.
                Erden, 1977-1978 yıllarında Fransa’ya gitti ve konusu üzerinde önemli çalışmalar yaptı..
                Erden’in Anadolu’nun yaşam, giysi, gelenek kültürü, Anadolu Aleviliği ve Türkmenler konu­larında yaşama geçirilen geniş çalışmaları, Kül­tür Bakanlığınca basılmış iki kitabı var. Bu ko­nularda bir çok makaleleri yayınlanmakta, bir­çok konferansa ve tartışmalara katılmaktadır.
                Aydınlık dergisi tarafından Milli Kütüphane’ de (Ankara) düzenlenen “Cumhuriyetin 75.Yılında Batı Ve İrtica” konulu konferansın konuşmacılarından biri de Erden’di. Batı ve İrtica  adlı kitapta yayınlanan bu konuşmanın bir bölümü, şimdi Hacı Bektaş-ı Veli Dernekleri Genel Başkanı olan Erden’in düşüncelerim yansıtması bakımından önemli:     
               “Benim mesleğim antropoloji. Saf bir etnik grubun neredeyse dünya üzerinde bile kalmadiğim söyleyebiliriz. Karışım bugün o kadar büyük boyutlara ulaşmıştır ki, onu tanımlamak bile son derece zorlaşmıştır. Dahası antropolojik bilimsel bir kuram olarak ortaya konmuştur ki; hiçbir etnik grubun doğuştan herhangi farklı bir etnik gruba ne özdeksel, ne de tinsel olarak bir üstünlüğü yoktur. Buna rağmen gelişmekte olan ülkelerde ırkçılık, emperyalizm tarafından âdeta körüklenmektedir. Kendi toplumumuza gelince, hâlâ eğitim sistemimiz içine bu konuları bilimsel boyutlarda tartışan bilgi ve dokümanlar en alt düzeyde bile sokulamamıştır diyebiliriz. Gelelim toplumumuzdaki Alevilik konusuna.
             
Toplumumuzda sanırım Alevilerin dörtte biri kendi Aleviliklerini çağdaş boyutlar­da ana yapısıyla tanımlayamamaktadır. Zira yüzyıllardır herkesin kafasında ayrı bir Alevilik oluşturulmaya çalışılmaktadır.Anamalcı kapitalist sistemin toplumumuzda oluşturmaya çalıştığı bu yapı, önemli boyutlarda bir dejenere etme uğraşına dönül­müştür.
             
Son 30-40 senedir iktidar erkini elinde bulunduranların da çoğunlukla Alevilik ko­nusunda yanlış uygulamalar ve değerlendirmeler içine düştüklerini net bir şekilde gözlemleyebilmekteyiz.
              
Anadolu Aleviliği toplumumuz ulusal kültürel yapısı içerisinde insancıl, çağdaş, laik, demokrat değerleri yakalamış, bu değerlere de en az 13. yüzyıldan beri Anado­lu ‘da inatla sahip çıkmıştır. Bu Alevi kültürel yapısı, ulusal kültürel yapımızda daima Aydınlanmadan yana taraf olmuş ve onun inatla, bilinçle savunucusu olmuştur, işte bu Alevi kültürel yapısı günümüzde adeta yıkılmaya, bu koca kültürel yapı kimi güç­lerce küçük bir mezhep boyutuna indirilmeye, tamamen pasifize edilmeye çalışılmak­tadır.
              
Dış ülkelerden gelen raporların birinde, “Alevileri ya siz Sünnileştirin ya da biz Şiileştirelim” deniyor.
             
Anadolu Aleviliği orijinal kültürel bir yapıya sahiptir. Bu kültürel yapının içerisin­de çok çeşitli dinsel inançlar, mitolojik unsurlar yer almaktadır.
          
Örneğin; bu kültürde Asya Şamanizminin önemli boyutlarda izleri bulunmaktadır. Bugün hâlâ Anadolu ‘da yüzlerce köy, cenazelerini yatağı, yorganı, yastığıyla beraber gömmektedir. Hâlâ koydukları adların başında çiçek, yıldız, çiğdem, akkız gibi isim­ler yaşamlarında önemli boyutlarda yer tutmaktadır. Yine bugün Anadolu Aleviliğine göz attığımızda, Budizm’den, Hıristiyanlıktan, Manizm’den, Zerdüştlükten gelme pek çok unsurun bünyesinde yer aldığını görürüz. Yine Anadolu Aleviliğinin belli boyut­larıyla Asya’dan getirdiği bir ana niteliği var ki, bunu hiç kaybetmemiştir. O da, aile yapısındaki anaerkil aile kültürünün izleridir. Alevi kültüründeki kadın erkek ilişkile­rinin çağdaş boyutlarda eşitlikçi yapısının altında bu oluşumun temelleri yatmaktadır kanısındayım. Anadolu’da Nusayri diye tanınan, Hatay-İskenderun çevresinde yoğun olarak bulunan Arap Şiiliğinin etkisinde kalan Alevi grup bir boyutuyla ayrı tutulur­sa, Anadolu Alevilerinin tümü tek eş evliliği sürdürür ve bunu ısrarla korurlar. Erkek­lerin ikinci bir hanım alma hakkı yoktur. İkinci hanımı almaya kalkanı veya eşini boşayanı toplum ağır şekilde cezalandırır. Onu toplumdan bir nevi dışlar. Bu yüzden in­tihar edenlere rastlanmıştır. Bu temel yapı Asya’da bulunan anaerkil aile yapısından kaynaklandığı gibi, Anadolu’daki Kibele tapınmasına kadar giden kültürden de mut­laka etkilenmiştir. Anadolu ‘ya gelen Oğuz ve Türkmen boylarındaki bu yapı Anado­lu ‘da daha da yeşermiş ve biçimlenmiştir. Ne var ki, iktidar erkini ellerine geçirenle­rin bilhassa 14. yüzyıldan itibaren bunları Islamlaştırma baskı ve politikaları onları yıldırmaya çalışarak günümüze kadar gelmiştir. “Anadolu Aleviliği İslam’ın içindedir; İslam’ın parçasıdır, İslam dışıdır”, tartışma ve çatışmalarının altında hep bu baskıla­rı görmek mümkündür.
             
Bu kısır tartışmaların ötesinde diyorum ki, Anadolu Aleviliği özgün koca kültürel bir yapıdır. Aile yapısıyla, sosyal organizasyonu sanal akrabalık sistemleriyle ve da­hası cem dediğimiz uygulamalarıyla kendi toplum yapısını ve bireylerini devamlı öz  eleştiriye tabi tutabilen, onları kontrol eden ve yönlendiren özgün biçimiyle yaşayan koca bir kültürel yapıdır. Cemlerde bireyler hiçbir ayrıma tabi tutulmadan hesap ve­riyorlar. Yaptıkları haksızlık veya yanlışlardan dolayı yargılanıyorlar. Bugün hâlâ pek çok küçük yerleşim birimlerinde yaşayan uygulamalarda görülen cemlerin açılış gülbenklerinden bir örnek verelim:
             
‘Yakından ıraktan, konu komşudan, hısım akrabadan erinen incinen er gelsin be­ri gelsin. Ela gözlü pirim gelmiş, işte meydan duyan gelsin.’
             
Bu açılış ile meydana gelenler toplumun önünde açık bir şekilde yargılanırlar. Ba­rıştırılırlar veya belli cezalarla uyarılırlar. Bu açık bir halk mahkemesi uygulaması­dır. Aynı zamanda Anadolu Aleviliğinin en temel kültürel unsurudur. Ne acıdır ki, bu­gün toplumumuzda bu koca kültürel yapı, küçük bir mezhep durumuna indirgenerek hapsedilmek, hatta yok edilmek istenmektedir. Öyle ki, mezhepçilikle beraber topluma şekilcilik hâkim kılınacak, bununla da özgürlükçü, aydınlıkçı, her zaman tartışan, ne­den niçin nasıl sorularını sorarak olay ve olguları analiz eden çağdaş demokratik ni­telikler kazanmış koca bir kültürel yapı, dogmalara bağlanarak pasifize edilecektir. Anadolu Alevi kültürü üzerinde oynanan en büyük oyun,  en büyük tehlike bence bu­dur. Buna, bilerek veya bilmeyerek pek çok güçler önemli boyutlarda destek vermek­tedirler kanısındayım.
              
‘ Size 90 yaşında bir Alevi dedesinin söylediği dörtlüğü söylemek istiyorum. Belki bizi de anlamadıkları için afaroz edecekler çıkabilir. Ama hakikati. Alevi kültüründe­ki eleştirel yapıyı göstermek zorundayım.

‘Yarattık yaradanı
Karıştırdık işimize
Ekmeğimize aşımıza
İş açtık başımıza.’

                Ne gariptir, bu deyişlerin söylendiği köye gidiyorsunuz, köyün tam ortasında bir cami, minaresi yok. ‘Ne oldu dede’, diye soruyorum. ‘Hoca’ diyor yaşlı dedem. ‘Hiç istemedik, köye zorla bu camiyi yaptılar. Parasını kimin verdiğini bilemiyoruz. Bizi zorla camiye gidenler gitmeyenler diye bölmek ve şekilciliğe zorlamak istiyorlar’ di­yor.
               
Kadın erkek diye yaşamlarında farklılık görülmeyen, ‘Kadınımızı sorma bize, ka­dınımız erkeğimiz, erkeğimiz kadınımızdır bizim’ diyen bu kültürel yapının çocukları laikiz diye bağırdığımız toplum yapımızda zorunlu din derslerine sokularak on yaşın­daki çocuklarımızın beyinleri yıkanmaya çalışılıyor. On yaşındaki Alevi çocukları bu din derslerinden çıkıp gelerek annelerinin ellerini öpmek istemiyorlar. Annelerine, erkek elinin kadın eline değmesinin çok günah olduğunu söyleyebiliyorlar.
             
Bu zorunlu din derslerini verebilecek din uzmanlarının (teologların) toplumumuz­da yeterince yetiştirilememiş olmalarının, bu dersleri rastgele kişilere verdirerek kü­çücük çocuklarımızın beyinlerinin yıkanarak adeta prangaya vurulmasının sonuç ve sorumluluğu sanılandan çok ağırdır. Bu uygulamaları pedagojik, sosyal ve kültürel yönden ve toplumumuzda şimdiden görülmeye başlayan sonuçlarıyla değerlendirir sek, sonucun felaket boyutlarına ulaştığını ibretle görebiliriz.
             
Yine bu Anadolu Alevi kültürünü içerden yıkmak için toplumumuzda büyük bir teh­likenin daha oluşmaya başladığını şimdilik küçük boyutlarda da olsa görmeye başla­dık. Bu da Alevi  Bektaşi adını kullanarak kurulan kimi dernekleri, bazı kuruluşların “esas İslam biziz” felsefesiyle mezhepçilik yapan veya yapanlara destek veren kuru­luşlar durumuna sürüklenmeleridir. İlgi çekicidir ki, iktidar erkini elinde bulunduran­ların büyük kısmınca da bunlar açıkça desteklenmektedirler. Anadolu Alevi Bektaşi kültürüne sahip çıkmak, onu tanımak, araştırmak, tanıtmak yerine mezhepçilik akım­larına ödün vermek son derece düşündürücüdür. Ne var ki, emperyalizmin esas iste­ği budun Toplumumuzu ortaçağın karanlık mezhepçilik kavgasına sürüklemek Oysa Anadolu Alevi’sinin mezhepçilikle ilgisi yoktur. O, gelişmiş çağdaş değerleri yakala­mış, dahası bu değerlerin oluşmasında yüzlerce yıl ötesinden öncülük etmiş bir kültü­re sahiptir. O, kadınına binlerce yıldır saygılıdır. O, özgürlükçüdür. Düşünceye say­gılıdır. Yüzlerce yıl ötesinden demokrat sosyal bir yapı oluşmuştur. Bu kültürel yapı ve felsefenin öncü ve ulularından olan Hacı Bektaş Veli daha 13. yüzyıldan seslene­rek, ‘Bilimden gitmeyen yolun sonu karanlıktır. “Ne ararsan kendinde ara. Hacda Mekke’de arama. Yetmiş iki millete aynı gözle bakmayan bizden değildir’ diyor. Bu güzellikler uygulamada da Anadolu Alevi Bektaşi kültürel yapısının temel taşlarını oluşturmuştur.
               Sonuç olarak diyorum ki, Anadolu Aleviliği-önemli bir kültürel yapıdır. Konuyu çok iyi ve sağlıklı değerlendirip tutum ve davranışlarımızı toplumumuz yararına yön­lendirmeliyiz. Diğer yandan anamalcı kapitalizmin olanca gücüyle bu yapıyı yıkmak için üstümüze çullandığını görebilmeliyiz. İktidar erkini elinde buunduranların çoğu kanaatimce bu durumun farkında değillerdir. Ulusal yapımızdaki bu kültürel oluşum yıkılırsa toplumumuz âdeta şeriata teslim olacaktır. Zira eğitim sistemimiz yıkılmıştır. Tevhid-i Tedrisat yasası, yani bilime dayalı ulusal eğitimimiz işlemez duruma getiril­miştir. Bilim ve yeni bilgiler üretecek üniversitelerimizden bilimin şüpheciliği kovul­muş, yerini, belli boyutlarda da olsa dogmalar almıştır. Bir üniversitemizin rektörü Kur’an’ı çözmek için üniversite kurduk diye açılış konuşması yapabilmektedir. Bun­dandır ki, bilimin tartışılacağı üniversitelerimizde türban adı altında, hem de özgür­lük adına dogmalar hâkim kılınmaya çalışılmaktadır. Daha acısı, aydın geçinen nice entelektüelimiz de, sözde özgürlük adına neredeyse dogmaya arka çıkmaktadırlar.
                Anadolu Alevi kültürel yapısı dogmaya büyük boyutta kapalı bir Aydınlanmadan, irdelemeden ve bilimden yanadır. İnsanı yücelten, yaşamı, merkeze inşânı koyarak de­ğerlendiren bir kültürel yapıdır. Son 40 senedir bu yapıyı yıkmak isteyenlere iktidar erkini elinde bulunduranların çoğunda önemli destekler gelmiştir. Hâlâ da gelmekte­dir. Laikliğin toplumumuzdaki uygulama boyutları zorunlu din derslerinin oluşum ve uygulanışları, Diyanet’in işleyiş ve bütçesi, Maraş, Çorum, Sivas olay Um iyi tahlil edildiğinde, sekiz yıllık temel eğitime karşı çıkıştaki ana nedenler gereğince analiz edildiklerinde bu yapı bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmaktadır.”

Arama

ARŞİV

Ağustos 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Tem    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
Ziyaretçi Sayısı: